2025 Faiz Düşüşü ve Yatırım Fırsatları: Bilinçli Alışverişin Önemi

Konten Video AsliPerluas Video
  • 2025 faiz düşüşüyle beraber varlıklarda bir artış olabileceği düşünülüyor.
  • Online alışverişten uzak durmak ve tüketim alışkanlıklarını sorgulamak gerekiyor.
  • Tüketim çılgınlığına ve bilinçsiz harcamalara dikkat edilmesi gerektiği vurgulanıyor.
  • İnsanlar gereksiz harcamalar yaparken tasarruf yapmanın önemine dikkat çekiliyor.
  • İhtiyaçlarımızı sorgulamamız ve bilinçli seçimler yapmamız gerektiği ifade ediliyor.

2025 faiz düşüşüyle beraber varlıklarda bir artış olabilir gibi gözüküyor. Türk Hava Yolları alınır mı diye aramıyor. Tüpraş alınır mı, Fort için aramıyor. Hüseyin ithalat ihracat diye bir şirket çıkmış, onun için alıyorlar.

Nedir bu Hüseyin, diyorum? Aldığınız en güzel arabayı düşünün, en güzel çantayı düşünün, en güzel saati düşünün. Bakın, 2000 liralık saat bir ay sonra hiçbir şey ifade etmiyor; bu parayı çekmez. Arkadaşlar bunu masaya koyarsanız, 140.000 liranız 10 yıl sonra çöp ama bunu koyarsanız parayı buraya iyi bir yere.

Bu yağın böyle bakın, görüyor musunuz? Biliyor musunuz, böyle bir sürü yavruları oluyor, böyle yeni çıkan telefon hemen al. O influencer'ın önerdiği ayakkabı, çanta hemen al. En sonunda geldi kredi kartı ekstresi, elimizde ne var? Aldırmadınız; 2.000 L cepte kaldı. Ne yapardınız? O 2.000 lirayla fakirin eline geçmesini istemiyor, çok üzücü. Orta sınıfın eline geçmesini istemiyorlar.

O zaman bizim burada uyanık olmamız lazım. Mümkün olduğu kadar online alışveriş sitelerinden uzak durun, mümkün olduğu kadar online alışveriş sitelerini kapatın. Bir ayakkabı düştüğünde kuyruğa giriyorsunuz, seviniyorsunuz ama Türkiye'nin en büyük holdingi ya da dünyanın en büyük şirketi % düştüğünde panik oluyorsunuz ve satıyorsunuz.

Merhaba, ben Ferda Yıldırım. YouTube kanalında kendisini tanıtmanın gerek olmadığını düşünüyorum. Hepinizin yakından bildiği, tanıdığı, sevdiği bir isim tasarruf ve yatırım danışmanı Mert Başaran bizimle. Mert Bey hoş geldiniz, hoş bulduk.

Şimdi hemen izleyicilerimize söylüyorum; bu videoyu dinleyen, izleyen sonunda elinde bir şey olacak. Ne olacak? 2025'te tasarruf yapıp zengin olabilme şansını yakalayabilir mi? Yani zengin olur mu diyemem ama bir şeyler sahibi olacak. Fakirlikten kurtulma şansı diyelim. En azından fakir olmayacaksınız bu yayının sonunda.

Peki, biz neyi konuşacağız? Tüketim, ihtiyaç mı? Biraz ona bakacağız. Netflix'te "Tüketim Tuzağı" diye bir belgesel var, hemen alın. Tüketim oyunu mu diye soruyoruz ya? Yeni çıkan telefon, hemen al, o influencer önerdiği ayakkabı çanta. Hemen aldın, ay sonunda geldi kredi kartı ekstresi; elimizde ne var? Aslında borç, borç; hiçbir şey.

Aynen, siz anlatın lütfen. Şimdi, bir şey çok güzel oldu. Bu program çok güzel. Ben yaklaşık işte 23 yıldır bu işleri anlatmaya çalışıyorum ama tabii Türkiye'de çoğunluk, bir çoğunluk bir kitle bunları çok anlamıyor, küçümsüyor, dalga geçiyor. Hani böyle şey; tasarruftan küçük paralara tasarruf mu olur vesaire veya bunlardan bir şey olmaz falan ama artık trendin bu olduğunu zaten görüyoruz, dünyada da böyle.

Hatta ben o yüzden çok mutlu oldum bu program yapılınca. Bakın, dedim; Mert Başaran söylemiyor, Amerikalı biri söylüyor. Amerikalı söyleyince saygı duyarlar çünkü. Yani benim ismim Mert değil de Marcus olsa, Marcus Antonius çok daha değerli oluyorsun. Futbolda da böyle, ekonomide de böyle. Yabancı oldun mu çok değerlisin.

Türkiye'de şimdi bu adamlar bunun programını bile yapmışlar. Demek ki bu çok ciddi bir konu. Buyof diye bir şey var mutlaka; orada diyor ki "tüketim çılgınlığında size bir sürü ürünü bilerek, kasti olarak zorla veya çaktırmadan satma yöntemleri uyguluyorlar." Siz fark etmeden daha çok alıyorsunuz ve bunların çoğu saçma sapan alışverişler. Bunun sonunda da çok güzel anlatıyor.

Program sadece para da değil, doğayı da mahvediyorsun, özellikle Afrika'da. Afrika'da, ülkelerin her yeni tişört için 2700 litre su tüketiyoruz. Her online alışverişte daha fazla karbon salınımına destek vermiş oluyoruz. Kullan at ürünler doğaya zaten öyle büyük bir hasar veriyor ki, bir de yeşil etiketle; aslında doğayı düşündüğünü, doğayı koruduğunu düşündüğünüz o ürünler korumuyor.

Onlar belli ülkeleri çöp yığınına dönüştürüyor. Evet, evet. Mesela bir tane sahne var, inanılmaz üzüldüm. Mesela, o aldığımız çantalar, ayakkabılar vesaire kullanılmayan atılıyor. Fil Dişi Sahilleri'nde mi, Afrika'da bir yerde mi, gada mı düdü. Böyle resmen denizler dağ olmuş durumda. Yani onları görünce insan üzülüyor.

Dolayısıyla mesela ben, bugün programdan önce de size de söyledim; annem bir için yurt dışına gitmişti. Eee, çok ucuza burada 15.000 L olan şey orada 2.000 L. Bu da ayrı bir konu; zaten burada bu kadar pahalı olması orada o kadar ucuz olması. Neyse, iyi bir de bir marka ama 2.000 liraya bana dedi "alma," dedim, almış geldi. Güzel bir marka. Yani temiz bir mont ama vallahi içim sıkılıyor.

Niye içim sıkılıyor? Benim iki tane montum vardı ve benim işimi görüyordu. Şimdi üçüncü geldi; ben öbür montu ne yapacağım? E atsam kıyamıyorum; niçin atacağım? İhtiyacı olan bir dostumu bulmam lazım, ona vereceğim eğer öyle bir şey olursa. Ama e o da kolay olmuyor; herkes yanlış anlıyor. Niye? Yani birine bir şey vermek de bu devirde böyle biraz hoş karşılanabiliyor.

Yanınızda üç tane mont olması sizi sıkıyor, sıkıyor, bunaltıyor. Bir evde yer kalmıyor. O bir yer açmak gerekiyor; 2 atmak vicdansızlık geliyor, ziyan geliyor. 3 giyerken kafam yoruluyor, onu mu giyeceğim, bunu mu giyeceğim? Dolayısıyla, bedava bile olsa annem bile hediye alsa, hatta arkadaşlarım, elemanlarım bile bana hediye alsa, ben kızıyorum. Ben alınmasına karşıyım. Bir şey, anneye kızdınız mı? E, yani tatlı tatlı çok dozunda bir şekilde anne ayar verdim.

Annem "Ne gerek vardı" falan; o da diyor ki "sana almadım, iki tane mi, üç tane mi? Ne alıyordum, bedavaydı, öbür üstü aldım, mecburen sana verdim," diyor. Ama ne olursa olsun, ziyan. Ya doğaya ziyan, paraya ziyan, paraya ziyan. Peki, annenize o 2.000 lirayı yanında olsaydınız, aldırmadınız. 2.000 L cepte kaldı. Ne yapardınız o 2.000 lirayla? Ha, gitsin yemek yesin ya, mutlu olacağı bir şey yapsın, kendine alsın.

Yani tasarruf olarak değerlendirilebilir bir para mı? Tabii ki 2.000 L de tasarruf olarak değerlendir. Hiçbir şey yapmıyorsan altın alırsın canım. Yani o gün bile; bir gün bile lazım olur. Ama ya orada tabii para olarak da önemli ama yani birincisi sadece para değil, burada doğayla kafan yoruluyor. Fazla mal gerçekten yoruyor.

O üçüncüsü de o para köşede bir şey olarak kullanılabiliyor. İşte burada bütün sistem o program da çok güzel anlatıyor. Size ihtiyacınız olmayan şeyleri bu tip kampanya; o da bir kampanya. Mesela, "3 al, 4; 4 şey, 4 al, 3 öde." Ya 4 al, 3 öde ama ihtiyacı olmayan bir şey alıyorsun. Ne gerek var şimdi? Yöneti olmayan bir şey oldu evde. Yani iyilik değil bunlar, aslında.

Biz hani doğaya, kendimize, cüzdanımıza zarar veriyoruz ama bunlar. Bakın bu film şunu anlatıyor bize bu program. By Now mutlaka seyredin. Eee, bir üst akıl var dedikleri veya ne bileyim işte birileri var dedikleri. Bazen komplo tezgahı diye düşünüyor değil, adamlar bariz, bunları stratejik olarak planlamışlar. Tek tek siz nasıl daha harcarsınız? Nasıl daha çok tüketirsiniz? Bütün ince zaaflarını kadar biliyorlar.

Şimdi ne var, programın o belgeselin içinde biliyor musunuz? O bizim alışveriş yaptığımız yerlerin içinden çıkan yöneticiler, çalışanlar anlatıyorlar. İtiraflar; ismini vermiyorum, dünyaca ünlü bir e-ticaret tesisi online alışveriş sitesinin içinden çıkan bir hanım diyor ki "tek tıkla alma fikrini oturduk, biz masa başında kurguladı." Diyor ki "tek tıklama atıyorsunuz ya sepete." Kadın diyor ki mesela "biriktirin sepette, çok alışveriş bağımlısı insanlar bekleyin hemen almayın." Çünkü biz o sistemi diyor, size hemen almaya dönük kurguladı diyor.

Sistem satın almanıza yardım ediyor. Aslında işte ben zaten hep onu anlatıyorum. Mesela bir şey alırken bir 24 saat kendinize verin. Orada bir ay demiş; sepette bir ay tutun. Bir ay sonra almayacaksınız. Ben bir aydan da iddialıyım; 24 saat! Geceleyin ayakkabı almak istedin, çanta almak istedin. Tuşa basma, 24 saat sonra düşün. Vallahi için kanayacak, buna gerçek ihtiyacım yok ziyan diyeceksin. Ama sistemi öyle bir kurmuşlar ki hemen tuşlu musun hemen alıyorsun. Renkleri bile, orada öyle bir anlatıyor ki, adam renkleri bile öyle seçmişler ki; en çok tıklanan belli renkler varmış.

O renkleri koyuyorlar oraya ki daha çok harca diye. Yani bütün sistem senin ihtiyacın olmayan ürünleri alıp harcatmak üzere. Ya benim bir arkadaşım var bu işlerde; çok böyle bilen biri. O kadar çok Mert diyor, yani gereksiz şey alınıyor. O kadar iade veya mesela bir tanesi şunu demiş: "Müşterilerden aldım; işte D tane aldım ama iki tanesini başkasına verdim. İhtiyacım yokmuş." Yani ama o an alma dürtüsü o kadar kötü bir dürtü ki; başladı mı durduramıyorsunuz. Bu bir hastalık; yani özellikle geceleyin o alım dürtüsü çok daha fazla oluyor.

İnsanın beyni işte bilgisayarda olan "hibernating process" diye bir şey vardır ya; bilgisayarın ekranı kısılır, uyku moduna geçer. Böyle insan beyni de geceleyin 10'dan sonra bazılarında B, de gece 12'den sonra oluyor. Uyku moduna geçiyor, uyku oduna geçtiğimde sizin o beyninizdeki mantık olan kısım kalmıyor artık. Yavaş yavaş böyle, hatta inanmayan şöyle düşünsün: Böyle geceleyin sabahleyin yapamayacağınız bir sürü şey, gece yaparım diye düşünüyorsun. Gece uykudan önce diyorum ki; mesela ben komik bir örnek vereyim.

Küçükken bir kız arkadaşım vardı, kız arkadaşım hoşlandığım bir kız vardı. Her gece 11-11.3 gibi sabah o kıza yazacağım ya da işte ne bileyim, gideceğim, konuşacağım derdim. Tamam mı? Sabah kalkardım; ne ya konuşamam, hayatta kızarırdı suratım. Şimdi gece bir cesaret geliyor. Gerçekten bu bilimsel bir gerçek gecenin şey oluyormuş. Dolayısıyla da yatırım öyle. Mesela B, S senede alırken gecenin tuşa basıyoruz; alacağım diyorum. Sabah kalkıyorum, iptal ediyorum. Saçmalama, Mert bu kadar da büyük alım yapamazsın diyorsun. O zaman o zaman geceleyin lütfen dikkat edin, bilerek yapıyorlar.

Geceleri o şeyler, o alım emirleri, alım ihtiyaçları çok daha fazla önünüze gelecek. Geceleri lütfen şey yapmayın, illa sepete koydunuz, alım tuşuna basmayın. Bir 24 saat bekleyin; ihtiyacınız var mı, yok mu karar verin. Çoğu onların ihtiyacınız olmayan şeyler. Programın 5 özet maddesi var; hemen sıralıyorum. Mert Bey'in söyleyecekleri burada çok önemli bir kural: 1) Daha çok sat. 2) Daha çok israf et. 3) Daha çok yalan söyle. Bu yalan bize söyleniyor. 4) Daha çok sakla ve son kuralda daha çok kontrol et.

Evet, mesela ilkinden başlayım. İlk ne demiştiniz? Daha çok sat. Daha çok satmak için bütün algoritmalarla oynuyorlar; sizin neye ihtiyacınız olduğunu biliyorlar, zaaflarınıza kadar ateş ediyorlar. Herkesin zaafı var. Bakın, günümüz dünyasında artık e es eskiye göre daha kötü bir ekonomik dünyadayız, doğru. Gelirlerimiz düştü, doğru ama korkunç şekilde giderlerimizi de arttırıyorlar.

Yani eskiden yoktu böyle bir şey; çantayı gece televizyonda görüp almak. Bilgisayar bir tuşla gidip alman gerekiyor. Bakın, şey diyor; herkese "Mert, bunlar kolaylaştırdı." Kardeşim kolaylaştırdı dediğin şey aslında senin için değil, patronların satışı kolaylaştırmak. Senin alışın kolaylaşıyor. Senin harcaman kolaylaşıyor. Dolayısıyla daha çok harcamak için kolaylaştırmayı sağlayan şeyler, olduğu için mümkün olduğu kadar o yüzden kullanmayın diyorum.

Düşünsene şimdi sen ben bugün buraya gelirken seninle çekim yapacağım diye bir ton yani Ferda olmasa gelmeyeceğim AVM'ye gel, park bilmem ne, düşün; ayakkabım eskidi, yılana kadar belki gelemezsin, zor gelir buraya. Çünkü zaman sorunun var. Ama internetten bir ayakkabı alayım diyorsun, bir de çanta alayım diyorsun, bir de yanına şuna. Bir de üzerine, hani "al, satın"; şun da güzel gider sana, onu da. Dolayısıyla bütün her şeyi sizi daha çok harcatmak için buna bir kez çok dikkat etmek lazım.

Bir oyun var burada. İkincisi neydi? Daha çok israf et. İkincisi israf. Zaten bunların amacı, o orada onu da anlatıyor. Belki sen oraya gireceksin ama şey var orada israf et derken adamlar öyle bir sistem kurmuşlar ki eskiden uzun süre kullanılıyordu malzemeler. Artık öyle bir yöntem kurmuşlar ki arkadaşlar anlatıyor, program içindeki çalışanları anlatıyor. Bozulsun diye yapıyorlar. Yani eskiden 20-30 yıl kullanılacak bir şeyi şimdi 3 yıl sonra, 4 yıl sonra bozulacak şekilde hazırlamışlar.

Artık hatta öyle bir tüyo var ki orada, o bozulacak şeyi de değil mi, tamir edilemeyecek şekilde yapmışlar. Vidalar normalde böyle oluyor ya; öyle bir şey var ki, bir tane telefon şirketi öyle bir yöntem bulmuş ki siz o telefonu yaptırmaktan pes ediyorsunuz. Artık onu değiştiremiyorsunuz; yapamıyorsunuz zaten. Çünkü o telefon açılmamak üzere kurgulanmış.

Fixin kurucusu programda anlatıyor. Ve kazandığı bir mahkeme var bu konularda, davalık oluyor. Malum telefon markalarıyla ve günün sonunda onları vidalı hale getirtmeyi başarıyor. Düşün; bir de olmayınca açılamıyor o telefon ve düzeltilemiyor. Evet, bir böyle tahmine hale getirmeyecek hale getiriyor. İki; eskiden kaliteli malzemeler kullanıyorlardı. Artık öyle bir mantık var ki daha hızlı tüketsin. Yani bir şey aldığınızda 10 yıl, 20 yıl geçse de öyle bir kalitesiz yapalım ki karımız daha çok olsun.

23 yıl sonra bu bozulsun, yenisini alsın diyorlar. Özellikle adı "beyaz eşyalar", dayanıklı tüketim mallarıyla, çamaşır makinesidir; 3 yıl sonra sistem seni onu yenilemeye. Dün mesela bizim kettle'mız vardı evde; mesela kettle kaçırmaya başladı. Yani o kadar güzel bir sistem kurmuşlar ki onlar için güzel, bizim için değil tabii.

Eskiden uzun süre kullanacağım malzemeler şimdi kısa kısa sürede bozulsun. Şu telefon örneğini vereyim, mesela. Kaç kişi şu an telefonunu 10 yıldır kullanabiliyor? Kullanamazsınız. 23 yılda bir güncelleme çıkarıyorlar ya, pileni bitiriyor ya, vidasını açamıyorsun, bir şey oluyor. Ve bir şekilde değiştiriyor. Hani bunu anlatıyor adamlar. Bununla ilgili gizli gizli kapılar arkasında; hani böyle dünya yönetenler deniyor bu tip adamlar oturmuşlar, konuşmuşlar, plan yapmışlar. Sen de bunu böyle yapma, ben de bunu böyle yapmayayım ki bunlar bir an önce bozulsun.

Sık sık böyle bir sistem var. Daha çok yalan söylenin için de şöyle doldurmuşlar. Biz mesela "çevirdik" diyoruz bir şey al diyoruz, yeşil etiket, bizim o indirim dönemleri. Meşhur mağazalar var ya; kadınların pek sevdiği. Birbirimize gyor, kuyruk oluyoruz. İçeride kavgalar, gürültüler orada aldıklarınız ve sonra onların doğaya dönüşü inanılmaz; gezegeni yaşanamaz hale getiriyoruz. Bir taraftan evet y, şey yapılıyor orada. Bunlar organik deniyor; ilk önce organik kısmı değil, şey kısmı.

Bunlar işte gelecekte kullanılabilir, yeniden geri dönüşüm yapılabilir diyor; çoğu yalan oluyormuş. Orada anlatıyor programı; geri dönüşemez; geri dönüşecek deyince mutlu ediyorlar. Çünkü Nasrettin Hoca hikayesi gibi. Ferda diyor ki "adam bu geri dönüşecek veya şu kadar indirim var; ya da işte şöyle organik domates." Sen diyorsun ki "gerçek mi?" İnanmazsan sayda; bak, inanılmaz.

İnanmazsan git de bak. Bakıp öğrenebiliyor musun? Öğrenemiyor; öğrenemediğim bir şeyle insan, bakın, insan yalan duymaya meyillidir ve yalana inanmaya meyillidir. Yani şimdi ben size iki tane domates getirsem buraya; vallahi yani biri desem ki, bu burada doğada yıllik yetişmiş; öbürü de, ne bileyim işte, şeyli pestisitli. Veyahut işte doğal ym yollarla yapılmış biri; 100 katı ya da 10 katı desem, senin de imkanın varsa bunu alıyorsun.

İnanmak istiyorsun çünkü doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Çoğu diyor, bunların aslında aynı yerde yetişiyor, aynı yerde yapılıyor fakat insanlara yalan söyleniyor. İnsanlar da bunu alıyorlar. Dolayısıyla bir yalana bak etme olayımız var; paran varsa, para olmayan için sorun yok. Para olmayan zaten alamıyor. Buradan hemen şu uyarıyı yapalım; yeşil aklama deniyor bunun adına, bu elbise, gezegene de katkıda bulunuyor diye alıyorsunuz. Öyle bir şey yok; yalan söylüyorlar.

E, yeşil rengi de bilhassa sizi ona çekmek için kullanıyorlar. Yani yeşil rengi gördüm; bu çevreci bir elbisedir diye. Bir şey yok, yok. E, ayrıca o çok çarpıcı bir andı. İnanılmaz yani hep bunu bir şehir efsanesi olarak duyardık. E, satılmayanlar yakılması, zarar verilerek çöpe bırakılması. Arkadaşlar, programa sevin. İnanılmaz; öyle büyük markalar. Yani şu an kapısında kuyruk oluyor, 150.000-200.000 L çanta almak için.

Böyle prestij, hani o böyle sosyete dergilerinde çantayı masaya koymak istiyorlar. Onların çoğu; satılmaya yakışıyorlar veya parçalıyorlar. Şimdi nedeni şu; e fakirin eline geçmesini istemiyor. Çok üzücü. Orta sınıfın eline geçmesini istemiyorlar. Yani adam o çantayı sadece zengin elinde görmek istiyor. Şunu yapsa, çözümü var; o çanta 150.000 indirim yapsa, 50.000 satsa. Çünkü maliyeti onun 1.000 L. O kadar ucuz ki; o 1.000 L'lik maliyeti 50.000'e satsa, bir sürü insan alacak.

O diyor ki "Ferda'nın elinde olmasın, Mert'in elinde olmasın." Sadece çok üst insanların elinde olsun. Bunun da yolu nedir? Yakıyorlar, adamlar olacak şeyi parçalıyorlar ve yakıyorlar ve kullanılmasını engelliyorlar. Yani arzı limitli. Bu çok güzel, bunu gıdada da yapıyorlar; ben onu bilmiyordum. Mesela ben bunu biliyordum ama gıdayı bilmiyordum, ona şok oldum.

Bazı markalar gıda ürünleri işte donutlar, kurabiyeler vesaire fakirler yemesin; sokakta yerse gazeteye çıkacak. Düşünsene, markalı bir ünlü restoranın, bilmem ne; suşisi, mesela, fakir biri yiyor görünmesin diye. Onları çöp bile ona göre atıyorlar, ona göre; "görülmesin, onlar yemesin." Yani fakir yemesin ki bizim ismimiz kirlenmesin. Ne kadar üzücü, ne kadar üzücü. Yani bu rakam çok çarpıcı. Kaç milyar? Dünya nüfusu 8 milyar diyelim, 8,5 milyar olsun; hadi 10 milyar, o kadar yoktur.

78, özellikle moda sektöründe bir yaz sezonu, bir kış sezonu vardı. Şimdi arada sezonlar, özel günlere uygun şeyler, yeni dönemler hep bunları uydurdular, uydurdular, uydurdular. Moda sektörü yılda 100 milyar yeni ürün üretimi. Bunları kime satacağız? Bu insanlara! Bu insanlar bak; 8 milyar insana 100 milyar ürün ne satacak? Bunun yolu diyor bu 8 milyar insanın da çoğu. Yani dünyada da bu arada çok fakirlik var, neredeyse 3-4 milyar insan açlık sınırında; Afrika'da, Hindistan'da falan. E, 3-4 milyara satmak zorundalar.

Bu 3-4 milyara nasıl satacaklar? İşte sürekli yeni bir bahane. Sürekli yeni sezon geldi, yan sezon geldi, ön sezon geldi, şöyle sezon geldi, şu moda geldi; işte Anneler Günü, evliler günü, bekârlar günü, gün tek taşını alma günü, diş çıkarma günü, çocuk günü, kız çocukları her türlü bahaneler üretiyorlar ve bizi öyle bir sarmala sokmuşlar ki bu ürünleri böyle satamıyorsun.

Zaten diyor ki çalışanlardan biri; ayrılanlardan biri; suçlu tüketici değil, diyor, biz teşvik ediyoruz. Yatakta yatarken tek tıkla almayı keşfettik, bunu bize faydası oldu; ondan biz azabı duyuyorum, diyor. Aynen Mert Bey'in az önce söylediği gibi insan davranışlarını etkiledikleri topladık; renkleri kullandık, bu veriler alışveriş yapma ihtimaliniz bize kazanç olarak geri dönüyor. Ve pişmanlıkla anlatıyor bunu.

O zaman bizim burada uyanık olan olmamız lazım. Ne yapalım? Yani mesela şeyi söyleyeyim, mesela şimdi Türkiye'de bazen cips markaları, bazen kot markaları, bazen hatta eskiden sigara markaları, şimdi ünlüleri kullanıyor. Çok ünlü, çok yakışıklı, çok güzel; kadınlar, çok güzel, çoğu ürünleri kullanmıyor bile. Ama siz bakıyorsunuz; bakın, bu şey... "Aha, Türkiye'nin en yakışıklı adamı çıkıyor; diyor dünya en yakışıklı adamı, Amerika'da sigara içiyor." Kendini öyle zannediyor insanlar.

Dolayısıyla her halükarda bu çantayı oluyor. Ben de ondan olacağım zannediyor. Çoğu bu ürünleri kullanmayabilir. Mesela cips reklamı var; çoğu cips yemiyor ama cips reklamında çıkıyor. Dolayısıyla biz influencerlara dikkat. Evet, bir kez, hatta Türkiye'nin en zengin ailelerinin kızları, gelinleri, çocukları, arkadaşları vesaire. O bir sürü insan da bunları şey yapıyor; şu anda bu ürünleri paylaşanlar var, paylaşmayanlar var ama paylaşanlar. Dolayısıyla dikkat etmemiz lazım. Yani sistem o kadar enteresan ki aslında. Yani Türkiye'nin en ünlüleri bile ya da en ünlü sanatçıları bile gidiyor bu ürünleri pazarlıyor.

Aslında bak, onlar da. Çünkü belki borçlular. Hani biz zenginleri çok zengin zannediyoruz ama belki onların da parası yetmiyor. Yani biz zannediyoruz ki şimdi ayda bilmem kimse çok zengindir ama onun da babası belki o kadar para vermiyor. Eşi, işleri kötü gidiyor bilemiyorsun. Ve onlar bile ürünleri pazarlıyor. Dolayısıyla şu an yani influencer Müessesesi dahil, reklam Müessesesi dahil, her yer ürün pazarlamak üzerine; hiçbir şey aslında böyle göründüğü gibi değil.

Yani aşırı basit; abonnelere dikkat edin ve ben neyi boşa harcayıp gideceğim? Hiç başka yere gerek yok. Ne adamlara karşı bir şey diyebilirim? Onların parası oldukça... Olunca hakikaten yüküyor. İşte ne bileyim, o ürünler için bir şey almak üzerelerine yazıyorlar. Yani "görünce, al." Belki bu da doğru. Düşün... Ama işte aldıklarından sonra, kendi kendimi kandırmanın. Elbette bir şey değişmiyor.

Düşün; kendi kendimi kandırmanın. Düşünüp geçtiğim şey, bak, bu ürünleri kullanıyor. Veyahut şunu yaparım. Şunu... Aldıktan sonra, yemin ederim; bunu da söyleyeyim. Türk zenginleri gibi torunlarımız da bu yıl... Belli ki değişmiyor. Ben bunu 14 yaşında keşfettim. Defterime yazmışım.

Çocuklar diyor ki; çocuklar, "ya bu çocuk değişik bir çocuk. Para biriktiriyor, borsa is alıyor." Sonra bir akrabası ölüyor, gidiyor en beğendiği saati alıyor bütün parasıyla. O zaman şunu yapmışım; ben paraları biriktirmişim, böyle bir akrabam ölü! Olunca travma olmuş. Demişim ki; ölümlü dünya bende de oluyor öyle şeyler. Gitmişim Swatch marka, o zaman çok modaydı; arkadaşlarım alırdı. Heveslenir diyorum, gitmişim Swatch saat almışım. Sonra ikinci notum şu; bu kadar heveslendi, saati aldım ama bir hafta geçti; hiçbir şey ifade etmiyor benim için. Boşa almışım; paralar boşa gitti.

Bakın arkadaşlar! Size yemin Edim; aldığınız en güzel arabayı düşünün, en güzel çantayı düşünün, en güzel saati düşünün. Bakın; 2000 yık saat, bunun milyonluk saati de alsanız. Şunu diyeceksiniz; biliyor musunuz, bir ay sonra ben bunu aldım da hiçbir şey ifade etmiyor duygusu da gitti. Bunu, hatta geçen bir iş adamıyla paylaştım. Kıbrıs'ın zengin, başarılı bir iş adamı Ferrari almış, ferrarisini satmış.

Sordum, niye sat dedim? Bir de çok güzel bir şey anlatıyor; "aldık diyor, mutlu olacak olacağımızı zannettik diyor ama hiç olmadık diyor. Bir şey değişmiyor. Bir de konforsuz diyor." İşte beni satan bir olmuş, evet.

Çünkü şunu anladım; benim de vesim vardı ama bir şey değişmiyor kardeşim. Onun yerine arsa almış. 22 tane. İşte buyurun, bakın; zenginler böyle zengin oluyor. Para parayı çeker lafı doğrudur. Tekrar söylüyorum; bu para da çekmez. Arkadaşlar, bunu masaya koyarsanız 140.000 liranız 10 yıl sonra çöp ama bunu koyarsanız parayı buraya, iyi bir yere, bu yarın, böyle bakın, görüyor musunuz? Böyle bir sürü yavruları oluyor, böyle çil çil para oluyor. Unutmayın.

Mert Başaran, çok teşekkür ederiz. Hepinize bol bereketli, kazançlı, tasarruf da yapabileceğiniz bir yıl diliyoruz. Görüşebilmek umuduyla, hoşça kalın!